
BİR DE ZONGULDAKA BAKALIM !..
27 Mayis 2014 23:13:46
Zonguldak kömür havzasının tarihini yazarken (Bkz.: Zonguldak Havzasının Tarihi Gelişimi, GMİS yayınları ve Taşkömürü Havzasının Devletçilik Dönemi,Defne Yayınları) en çok dikkatimi çeken noktalardan birisi de, üretim artışı ile işkazaları arasındaki paralellik olmuştu.Kömür üretimi arttıkça, iş kazaları da artıyordu.
Bu olgu, daha sağlıklı bir veri olan milyon/ton kömür üretimine düşen kazalarda da görülüyordu.
Başlarda bu beni şaşırtmıştı. Üretim artışı mutlaka kaza sayısını da arttırır şeklindeki klasik yaklaşım, bilimsel bir yaklaşım değildir. Çünkü eğer üretim artışı, teknik yatırımların yanı sıra iş emniyetine ilişkin yatırımları da kapsıyorsa, kazalarda düşme bile olabilir !
Örneğin Soma madeninde Yaşam Odaları olsaydı, ölüm sayısı çok düşük olurdu.
Konunun derinine indikçe, işkazalarının üretim artışına koşut olarak artmasının nedenini kavramıştım. Üretim artışı, emeğin verimliliğini arttıracak teknolojik yatırımların doğal sonucu değildi. İşçi, aşırı üretime zorlanıyordu.
Nasıl ?
İş Saati uzatılarak (ki bu aynı zamanda belirli bir ek artı-değer yaratılması anlamına da gelir) veya kazmacı verimine konulan ölçü, yükseltilerek !..
Aşırı mesainin yol açtığı yorgunluk ve dikkat azalması, iş emniyetinin ocak girişlerindeki tabelalara havale etmiş ilkel zihniyetle birleşince kaza sayısı da artıyordu. Özellikle de göçük ya da taş düşmesi kazaları
Üretim zorlaması olayı, Zonguldak madeninde net şekilde bugün de gözleniyor. Örneğin, bir devlet kurumu olan Türkiye Taşkömürü Kurumunun (TTK) yarısı kadar işçi çalıştıran özel kömür işletmelerinin TTK düzeyinde üretimde bulunmalarının sırrı (!) da burada yatıyor ! Teknoloji aynı, hatta daha geri, işçi sayısı TTKnın yarısı kadar, ama üretim seviyesi TTK ile eşdeğerde !..
Nasıl oluyor bu ? Bu mucize (!) nasıl gerçekleştiriliyor ?
Deniliyor ki, özel işletmelerin toplam üretimi içinde, sayıları bine yakın olan kaçak ocaklardan üretilen kömürler de var. Bunlar, yasal olmayan yollardan toplam üretime dahil ediliyor.
Bu doğru. Ama, işçi sayısı esas alındığında bile, üretim zorlaması gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Özellikle, işçilerin sigortasız ve asgari ücretle çalıştırıldıkları kaçak ocaklarda !..
Bu vahşi sömürü, Zonguldakta herkesin gözü önünde cereyan ediyor. Özellikle özel ocaklar konusunda; CHP,Odalar,dernekler ve basın dahil, herkes, üç maymunu oynuyor !..
GMİS, özel ocaklarda örgütlenemiyor bile !
Çünkü bunlarda egemenlerin üzerine gidecek cesaret yok !
Bu konuda aktif bir tavır takınan Vali Ayyıldız da artık yok !
İş o kadar rezilleşmiş durumda ki, devletin kömürleri alenen çalınıyor, binlerce işçi inanılmaz bir vahşilikle sömürülüyor. Kaçak ocaklarda ölen-yaralanan işçiler, bir istatistik rakamı bile değil !
Gerisini anlayın işte !..
1848de Abdülmecidle başlayıp Özalla şaha kalkan özelciliğin Zonguldaktaki fotoğrafisi budur bugün !..
Yarın Zonguldakta da toplu ölümlere yol açacak bir kaza meydana gelse, suçlu ayağa kalk denildiğinde kim yerinde oturabilecektir ki ?!..
Hangi yüzle !..
SOMA GÖZLERİ
Gözler yalan söylemez.
Gözler, iç-dünyamızın dış dünyaya açılan penceresidir.
İçimiz gözlere yansır, gözlerde yansır.
Gözyaşları, iç dünyamızdaki fırtınaların görselleşmesidir.
Gözyaşları birbirinin aynıdır. Ama, onu döken gözler aynı gözler değildir.
Gözyaşlarının ardındaki gözlere bakın; korku varsa, korku gözyaşlarıdır onlar; sevinç varsa, sevinç; acı varsa acı; öfke varsa, öfke gözyaşlarıdır..
Mutluluk gözyaşları volkan gibidir..
Somada yakınlarını yitirenlerin TV ekranına yansıyan gözlerine baktım.
Acı, kurşun gibi oturmuştu gözbebeklerine..
Yaş olmuş akıyordu acı
Gözler yalan söylemez.
Anaların, bacıların, babaların kardeşlerin gözlerinde Somada yiten her can için de acı vardı, onlar için de gözyaşı döküyorlardı.
Dünya emekçileri kardeştir.
Somada ölen madencinin acısını, Kolombiyadaki madenci de duyar, Çindeki madenci de..
Acı, insanlığın en derin ortak duygusudur bence
Somada şehit olan madencilerin cenaze töreninde sadece acı yoktu, öfke de vardı.
Acı ve öfke iç-içe geçince gözler korkutucu olur. Gözyaşları kurşuna döner
Gözlerin ta içinde isyan duygusu parlamaya başlar
Cenazedeki kimi madencilerin gözlerinde onu da gördüm
Zonguldakımızı düşündüm
Zonguldak çilekeş bir kenttir. Çok ölüm görmüş, çok acı yaşamıştır. Ama, acı alışılmayan bir duygudur. Her madenci ölümü, Zonguldakın üzerine sessiz-sedasız acının gözyaşlarını boşaltır.
Tastamam 116 yıldır böyledir bu.. Maden durdukça Zonguldakın üzerine taze gözyaşları boşalmaya devam edecektir..
Ama, hiç değilse, kaza ölümleri olmalı bunlar.
İhmalin ve vahşi sömürünün yol açtığı cinayetler değil !..
GELECEĞİ GÖRMEK
Geçenlerde İşçi Partisi lideri Doğu Perinçekin; Erdoğanla birlikte cemaati yok edeceğiz şeklindeki açıklaması ile aynı partinin 1 Mayıs kutlamalarına, Taksimde değil hükümetin izin verdiği bir alanda, iktidar yandaşı sendika ve STKlarla birlikte katılması değişik değerlendirmelere yol açmıştı.
Deniliyordu ki, Perinçe ve İP döndü mü ?
Sorunun muhatabı biz değiliz. Perinçek ya da İP gerek görürse bu konuda açıklama yapabilirler.
Biz sadece şunu söyleyeceğiz:
Ulusal mücadele olsun, sınıfsal mücadele olsun, bir çelişkiler yumağıdır ve hiçbir zaman düz bir çizgi izlemez. Başarıya ulaşmak için çelişkileri sırasıyla çözmek; eldeki güçleri farklı zaman ve koşullarda farklı şekilde mevzilemek ve mücadeleye sokmak gerekir.
Hiçbir mücadele, kalıplaşmış tek strateji ve taktikle başarıya erişemez. Strateji ve taktikler, değişen zamana ve koşullara göre biçim değiştirebilir.
0 0 0
30 Marttan önce Ereğlideki güçler mevzilenmesi, Belediye Başkanı Posbıyık ile Ona karşı olanlar şeklindeydi. Posbıyıkın CHPli olması, siyasal mevzilenmenin CHP-AKP şeklinde belirlenmesine yol açıyordu. Ama, esas mevzilenme kişisel düzlemdeydi ve Posbıyık propaganda etkinlikleri sırasında bu gerçeği, CHPye değil bana oy verin sözleriyle tescil etmişti.
İroni şurdaydı :
Posbıyık CHP adayı idi, ama CHPli değildi !
O sadece gücü (Başkanlığı) istiyordu. Partiler, o gücü ona sağlayacak birer araçtan başka bir şey değildi.
Bu benmerkezci ilkesiz tavır, pratikte demokratik görünümlü bir dikta rejimi şeklinde karşımıza çıkıyordu.
Dikta düzeni halka karşıydı. Çünkü yönetim felsefesine elitist-rantçı bir çizgi damgasını basıyordu.
Ya bu çizginin devamından yana tavır konulacaktı ya da aksi yönde ! Yerel mevzilenmede alternatif parti olarak AKPnin olması, yeteri kadar siyasal bilince sahip olmayan (özellikle) küçükburjuva solcularının dikta rejiminden yana tavır koymalarına yol açmıştı.
Sonucu biliyoruz.
Halkı göz ardı eden dikta rejimi, halk tarafından devrildi ! Yeni yerel yönetime düşen başlıca görev, belediyenin yüzünü halka döndürmek ve kentin demokratikleşmesine katkıda bulunmak olmalıdır.
Dr. Uysal yönetimi bunu başardığı ölçüde kalıcı olur, aksi halde ilk yerel seçimde gider !.. Yerel tarihi ilerletmek için ilkten bu çelişkinin çözülmesi gerekiyor.
Fanatik küçükburjuva solcularının (!) bunu anlamasına olanak yoktur ! Çünkü ne çelişkiler biliminden haberleri vardır, ne de geleceği görme yetenekleri !..
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Kanunlara aykırı, konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren yorumlar onaylanmamaktadır.
Henüz bir yorum yapılmamış
Diğer Yazıları





© yeniufuk.com.tr
Künye - iletişim
Müftü Mahallesi Ateş Ahmet Sokak Cerrahoğlu İşmerkezi Kat:5 no:2
Kdz.Ereğli/Zonguldak
03723121008eregliyeniufuk@gmail.com İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.








